KOCAOĞLAN’LA GÜREŞ

KOCAOĞLAN’LA GÜREŞ

Sağlık nedeniyle uzun zamandır köye, mahalle’ye gidememiştim. Bu sene hanım Nisan sonunda kardeşiyle köye giderek hem kendi yerlerini hem de Papiyet’te benim yerlerden ekebileceği kadar yerlere mısır, domates, salatalık, patates, fasulye ekerek geri dönüp, Haziran ayında beraberce köye gittik.

Papiyet’teki ekilenler sorun oldu, lazut kol verir vermez Kocaoğlan bahçeye misafir olmaya başladı, zaten ektiğimizde evin salonu kadar yer.

Bir gün iki gün derken baktık lazut her gün azalıyor, bir gece lazut’un içinde pusuya yattım, güzel bir ay ışığı vardı, baktım bizim Kocaoğlan kara meşanın tarafından ağır ağır geliyor, tam lazut’un yanına gelince ayağa kalkarak bu yaptığın ayıp değilmi, nedir her gün her gün buraya geliyorsun, birazda git başka yerlerde karnını doyur, senin için mi ektik burayı diye çıkışınca arka ayakları üzerine kalkarak mahcup olmuşçasına bir daha gelmem deyip ayrılmak isteyince, bende, söz ver gelmeyeceğine yoksa sonuca katlanırsın dedim.

Ne olur olmaz, insan sözünde durmuyor da ayı durur mu, ayı bu yine gelir diye ertesi akşam lazutların içine gizlendim, baktım görünmemek için bayır ağo’nun tarafından sürünerek geliyor, cevizin dibine gelince bende ayağa kalkarak hani gelmeyecektin, bir de erkeksin, yaptığın erkekliğe sığar mı diye çıkışınca, niyetinin Ogeçalara geçmek olduğunu bahane etmeye başladı. Baktım bundan kurtuluş yok, bir iki derken lazudun hepsini yiyecek, en iyisi buna bir oyun yapıp uzaklaştırayım derken, aklıma güreşmek geldi. Otur şuraya seninle güreş tutalım sen yenersen mısırın hepsi senin olsun afiyetle ye, ben yenersem bir daha gelmeyeceksin dedim, Kocaoğlanda olur güreşelim dedi. Başladık bir birbirimize el ense çekmeye, kafamdaki planı uygulamak için bayıra doğru arkamı verip, başım tumbun kenarına gelecek şekilde sırt üstü yattım, yatmakla birlikte ayaklarımı kasıklarına dayayıp kollarından bana doğru çekerek hızlıca ayaklarımla havaya kaldırıp kündeleyerek üzerimden bayıra doğru sallayıp, kalkarak izlemeye başladım. Öyle bir atmışım ki toparlanamadan yolu, çeperi geçip kaynamakta olan Salahattin’e ait pekmez teştisi’nin içine sırtüstü düştü, teşti bir yana Kocaoğlan bir yana savrulurken Kocaoğlanın sırtında kıl kılmamış derisi gözükür hale geldi, bir taraftan üzerine yapışan sıcak pekmezi döktürmeye çalışıyor bir taraf dan da pekmezlikte ne varsa parçalıyordu.

Patırtı gürültüyü, homurdanmasını duyan Selahattin ne olduğunu anlamak için aralıktan olayı çözmeye çalışırken bir yandan da Samet ACAR’a telefon edip, “dışarı çık bak pekmezlikte bir şeyler oluyor anlayamadım!” Samet merdivenin başına gelip aşağı bakınca sırtı yanmış ayı’nın acı acı homurdanarak önüne ne geçerse sağa sola savurduğunu görünce, ses çıkarırsam ayvana çıkar bize de saldırır düşüncesiyle sessizce geri çekilip, Selahattin’e el kol hareketleri ile durumu anlatmaya çalışırken , Selahattin anlayıncaya, Samet’te anlatıncaya kadar hayli zaman geçince Kocaoğlan da kendini toparlayıp mısır yemenin pahalıya mal olduğunu düşünerek bir an önce olay yerinden uzaklaşmak için Naplat’ın yolunu tuttu, o, uzaklaşırken Selahattin de ses çıkarmadan izliyormuş, Saadettin’in evini geçip gözden kaybolunca Selahattin ayvana çıkarak ayının sırtının nasıl yandığını tahmin etmeye çalışırken, her halde kirazdan düşüp yuvarlanarak teştiye girdi diye düşünüp, bir taraftan da arkasından “niyetin pekmez yemek ise ? Ne bok yemeye daldın teştinin içine, bana söyleseydin verirdim yiyeceğin kadarda boklanırdın, Cami den de, Kiliseden de ettin, oh olmuş keşke hep yansaydın” diye arkasından yüzüne karşı söylenmeye başlamış.

Rahmi TEMİZ Temmuz 2012 / Papiyet/TEPEKÖY

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir